“Altından tahtın var ama oturacak evin yok”

Kocaeli Üniversitesi'nden Doç. Dr. Özgür Bayram Soylu, evini ve arabasını satıp altına yönelen yatırımcıları "Altından tahtınız olabilir ama üzerinde oturacak bir çatınız kalmaz” diyerek uyardı.

Kocaeli Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özgür Bayram Soylu, son dönemde altın piyasasında yaşanan hareketliliği ve yatırımcıların gayrimenkul ve otomobil gibi varlıklarını satarak altına yönelme eğilimlerini iktisadi açıdan değerlendirdi. Soylu, bu durumu "finansal cinnet" olarak nitelendirerek, yatırımcıları fırsat maliyeti konusunda uyardı.

“Altından tahtın var ama oturacak evin yok”

Altın piyasasındaki hareketlilik ve yatırımcı reflekslerinin hem davranışsal finans hem de mikro/makro iktisat teorileri açısından oldukça zengin bir analiz alan olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Özgür Bayram Soylu, “Vatandaşların ev ve arabalarını satarak altına yönelmesi, ilk bakışta bir fırsatı değerlendirme hamlesi gibi görünse de iktisadi rasyonalite ve matematiksel modellemeler açısından ciddi riskler barındırıyor. Ekonomide rasyonel aktörlerin mantıklı kararlar aldığını varsaymayı çok severiz ancak piyasada işler her zaman ders kitabındaki gibi işlemez. Altın piyasasında yaşanan ufak bir geri çekilmeyi gören vatandaşların koşa koşa evini, arabasını satıp altına yatırması, iktisat kürsülerinde okutulacak cinsten tam bir "finansal cinnet" metaforu aslında. Allah’tan konut ve otomobil piyasalarında finansmana erişim zor da bu finansal cinnet bugünlerde yaşanmıyor ancak aklımızın köşesinde genelde gizleniyor” diye belirtti.


“Rasyonel mantığı tamamen devre dışı bırakır”

Piyasadaki hareketliliği Keynes’in Likit Tercihi Teorisi ile açıklayan Doç. Dr. Soylu, “Jeopolitik belirsizlik bulutlarını gören yatırımcı, ayağına dolanan o ağır, satılması dert, taşınması imkansız gayrimenkul ve araç bloklarından kurtulup, kriz anında cebine atıp kaçabileceği en likit, en parlak limana sığınmak ister. Fiyat düşüşünü kuyumcuda indirim günleri başlamış gibi algılayan bu kitle, davranışsal finansın en sevdiği vaka olan Sürü Psikolojisi ve FOMO (fırsatı kaçırma kaygısı) zincirine yakalanmıştır. Komşusunun altın fırlayacak fısıltısıyla harekete geçen vatandaş, trene son vagonu kaçırmadan binme telaşıyla rasyonel mantığı tamamen devre dışı bırakır” dedi.

Her gün süt veren ineği kesip, ileride değerlenir umuduyla küp içine altın doldurmaya benzeten Soylu, şu ifadeleri kullandı:

“Büyük göç esnasında gözden kaçan ölümcül bir hata vardır ki o da fırsat maliyetinin yanlış hesaplanması. Evini satıp altına yatıran yatırımcı, gelecekte altının getireceği muhtemel kârı düşünürken, o evin her ay tıkır tıkır getireceği kira gelirini ya da altındaki arabanın sağladığı "yağmurlu günde ayağını yerden kesme" faydasını tamamen yok sayıyor. Bu hamle, her gün düzenli süt veren ineği kesip, "ileride belki çok değerlenir" diye küp içine altın doldurmaya benziyor. Günün sonunda, başını sokacak bir çatısı ve işe gidecek bir arabası kalmayan, ancak yastık altında parıldayan altınlarına bakıp teselli bulan, nakit zengini ama yaşam kalitesi fakiri trajikomik bir profil ortaya çıkıyor”

Kuyumcu terazisinde ev hesabı: Formül neden tutmuyor?

Gayrimenkul satıp altına geçmenin rasyonel bir arbitraj değil, çoğunlukla bir illüzyon olduğunu vurgulayan Soylu, “Gayrimenkulü satıp altına geçmek, iktisadi matematik açısından rasyonel bir arbitraj değil, çoğunlukla bir illüzyondur. Bu işlemin kârlı olabilmesi için altının getirisinin; evin hem gelecekteki değer artışını hem de getireceği toplam kira gelirini aşması gerekir. Tapu harçları, emlakçı komisyonları ve altındaki alım-satım makası daha başlamadan sermayeyi eritir. Üstelik "fırsatı kaçırmama" telaşıyla evi acilen satmaya çalışmak, malı değerinin altına bırakmanıza, yani iktisadi tabirle likidite iskontosu ödemenize neden olur. Kısacası; nakit akışı üreten somut bir varlığı, yüksek masraflarla ve ucuza kapatarak dönemsel getiri sağlamayan altına yatırmak, matematiksel olarak kâr değil, neredeyse kesin bir zarar üretme potansiyeli taşır” ifadelerine yere verdi.

“En önemlisi de varlık sınıfı disiplinini unutmamak”

Piyasadaki o treni kaçırıyorum cinnetinden sağ çıkmanın yolu, kulaktan dolma tüyolarla ev tapusunu rehin bırakmak değil, finansal disipline sadık kalmanın gerektiğini belirten Doç. Dr. Soylu,

“İlk kural, iktisadın en kadim yasası olan portföy çeşitlendirmesidir; yani tüm varlığı tek bir parıltıya yatırıp ya herro ya merro kumarı oynamak yerine, riski dağıtmaktır. Çünkü tüm yumurtaları aynı sepete koyarsanız, sepet düştüğünde elinizde sadece devasa bir omlet kalır.

İkinci olarak, en dip fiyatı yakalayacağım stresiyle tek seferde tüm sermayeyi gömmek yerine, maliyet kademelendirmesi yaparak yatırımı zamana yaymak gerekir; böylece piyasa tepe taklak olduğunda kalp krizi riskini sıfırlamış olursunuz.

En önemlisi de varlık sınıfı disiplinini unutmamak. Hisse senedi veya gayrimenkul gibi her ay tıkır tıkır büyüyen ya da gelir üreten varlıklar, sadece bir değer saklama aracı olan altınla tamamen takas edilmez. Unutmayın, altın mevcut servetinizi yerinde tutar ama serveti asıl yaratan üretim ve büyümedir; aksi takdirde günün sonunda altından bir tahtınız olur ama üzerinde oturacak bir çatınız kalmaz” diyerek sıraladı.