Prostat kanseri tanısında "mikroultrason" kolaylığı

Prostat tedavisinde erken tanının önemine dikkat çeken Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Binbay, mikroultrasonun tanıda büyük avantaj sağladığını belirtti. Prof. Dr. Binbay, mikroultrasonun kısa sürede uygulanabildiğini ve şüpheli alanları gerçek zamanlı gösterdiğini ifade etti.
Erkeklerde sık görülen prostat kanseri riskini ileri yaş, aile öyküsü ve bazı genetik yatkınlıklar artırıyor. Erken evrede çoğu zaman belirti vermeden ilerleyen prostat kanserinin zamanında yakalanması, tedavi seçeneklerinin ve başarı şansının artmasına katkı sağlıyor. PSA testinin yanı sıra prostat MR’ı ve yüksek çözünürlüklü mikroultrason gibi gelişmiş görüntüleme yöntemleri, şüpheli bölgelerin daha doğru belirlenmesine ve hedefe yönelik biyopsi yapılmasında önemli rol oynuyor. Özellikle mikroultrasonun kısa sürede uygulanabilmesi ve şüpheli alanları gerçek zamanlı göstermesi, tanı sürecinde hem hekim hem de hasta açısından önemli kolaylık sağlıyor. Erken tanı konulan hastalarda cerrahi, radyoterapi ve uygun hastalarda aktif izlem gibi farklı tedavi seçenekleri değerlendirilirken, ileri evrede ise hormon tedavileri ve diğer sistemik tedavilerle prostat kanseri önemli ölçüde kontrol altına alınabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Murat Binbay, mikroultrasonun avantajları ve prostat kanserinde erken tanının önemi hakkında bilgi verdi.

PSA değerinin normal olması kanseri dışlamaz
"PSA testi prostat kanserinin erken tanısında önemli bir araçtır. Ancak PSA, yalnızca kanser varlığında yükselen bir değer değildir. İyi huylu prostat büyümesi, prostat iltihabı ve bazı günlük aktiviteler de PSA düzeyini etkileyebilir" diyen Prof. Dr. Murat Binbay, "Bu nedenle PSA yüksekliği tek başına kanser anlamına gelmediği gibi, PSA’nın normal olması da kanser olmadığına dair kesin güvence vermez. PSA taramasının prostat kanserine bağlı ölümleri azalttığını gösteren önemli çalışmalar bulunmaktadır. Ancak hedef, her prostat kanserini bulmak değil; tedavi edilmesi gereken kanserleri doğru zamanda yakalamaktır. Çünkü bazı prostat kanserleri yıllarca yavaş ilerleyebilir ve hastanın yaşamını tehdit etmeyebilir. Gereksiz tedavi ise ameliyat ve ışın tedavisine bağlı yan etkilere neden olabilir" dedi.

Prostat MR’ı tanıda önemli bir adım oldu
Prof. Dr. Murat Binbay, "Multiparametrik prostat MR’ı, şüpheli bölgelerin belirlenmesi ve biyopsinin daha doğru planlanması açısından önemli bir gelişme sağladı. Günümüzde birçok kılavuz, biyopsi öncesinde prostat MR’ı yapılmasını önerir. Ancak MR her hastada uygulanamayabilir. Randevu ve raporlama süreci zaman alabilir. Ayrıca görüntülerin değerlendirilmesi, radyoloğun deneyimine ve cihazın kalitesine bağlı olarak da değişebilir. Bazı kanserler de MR’da belirgin şekilde görülmeyebilir. İşte bu noktada yüksek çözünürlüklü mikroultrason, prostatın değerlendirilmesinde önemli bir tamamlayıcı yöntem olarak öne çıkmaktadır" ifadelerini kullandı.

Mikroultrason prostatı daha ayrıntılı görüntülüyor
Klasik ultrason cihazlarının prostatın genel yapısını ve hacmini değerlendirmede kullanıldığını belirten Prof. Dr. Murat Binbay, "Ancak kanserli dokunun oluşturduğu küçük yapısal değişiklikleri her zaman gösteremez. Bu nedenle klasik ultrason eşliğinde yapılan biyopsilerde, prostatın farklı bölgelerinden sistematik örnekler alınır. Mikroultrason ise çok daha yüksek frekansta çalışarak prostat dokusunu daha ayrıntılı görüntülemeyi sağlar. Bu sayede kanserli dokunun oluşturabileceği düzensizlikler, bezcik yapısındaki bozulmalar ve farklı yansımalar gerçek zamanlı olarak değerlendirilebilir. En önemli avantajlarından biri, üroloğun görüntüyü muayene sırasında anında görebilmesidir. Şüpheli bir alan tespit edildiğinde, biyopsi iğnesi doğrudan bu bölgeye yönlendirilebilir" diye konuştu.

MR’da görülmeyen bazı kanserleri yakalayabiliyor
Prof. Dr. Murat Binbay, Mikroultrason ve prostat MR’ını karşılaştıran çalışmalara da değinerek, "İki yöntem her zaman aynı bulguları göstermiyor. Bir çalışmada MR’da tespit edilen 244 lezyonun 206’sı mikroultrasonda da görülürken, mikroultrason MR’ın göstermediği 26 ek lezyon belirledi. Bu alanlardan alınan hedefli biyopsilerde, aksi halde gözden kaçabilecek 3 anlamlı kanser tespit edildi. Bu sonuçlar, mikroultrasonun MR’ın yerine geçmesi gerektiğini değil, MR’ın tamamlayıcısı olarak değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Çünkü iki yöntem dokuyu farklı özellikler üzerinden inceliyor. MR, dokunun su içeriği ve kanlanması gibi özelliklerine odaklanırken, mikroultrason dokunun yapısal özelliklerini daha ayrıntılı biçimde ortaya koyabiliyor" dedi.

Mikroultrason, MR’a alternatif mi
2025 yılında JAMA’da yayımlanan OPTIMUM çalışması, mikroultrason eşliğinde yapılan biyopsinin, MR eşliğinde yapılan biyopsi kadar başarılı sonuçlar verebildiğini gösterdi. Kanada, ABD ve Avrupa’da 19 merkezde 678 erkeğin katıldığı bu çalışma, mikroultrasonun prostat kanseri tanısında güvenilir bir yöntem olduğunu ortaya koydu. Prof. Dr. Murat Binbay, "Ancak burada önemli ayrım şudur: Mikroultrason, prostat MR’ının alternatifi değil; doğru hastada MR ile birlikte veya uygun durumlarda tek başına kullanılabilecek bir tanı aracıdır. Hangi yöntemin kullanılacağı, hastanın risk durumuna ve klinik değerlendirmesine göre belirlenmelidir" diye konuştu.

Kısa sürede yapılabiliyor, sonuç anında değerlendiriliyor
Mikroultrasonun önemli avantajlarından birinin de muayene sürecine kolayca dahil edilebilmesi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Murat Binbay, sözlerini şöyle sürdürdü: "Ortalama birkaç dakika içinde gerçekleştirilebilen bu inceleme, üroloji muayenesinin bir parçası olarak yapılabilir. Ürolog, görüntüyü anında değerlendirerek hastayla aynı seansta görüşebilir. Gerekli görülmesi halinde biyopsi de şüpheli bölgeye yönlendirilerek gerçekleştirilebilir. Bu durum, özellikle kontrol amacıyla başvuran ve herhangi bir şikayeti bulunmayan erkekler açısından da önem taşır. Çünkü prostat kanseri erken evrede çoğu zaman belirti vermez. Yapılan çalışmalarda, mikroultrasonla şüpheli bulgu tespit edilmeyen hastaların büyük bölümünde tedavi gerektiren kanser bulunmadığını gösterdi. Bu da gereksiz biyopsilerin ve aşırı tanının azaltılmasına katkı sağlamaktadır."

Erken tanı için prostat kontrollerinizi ihmal etmeyin
Prostat kanserinin erken evrede sessiz ilerleyebildiği için düzenli kontrollerin büyük önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Murat Binbay, ailesinde prostat kanseri öyküsü bulunmayan erkeklerde 50 yaşından itibaren üroloji değerlendirmesi ve PSA testi önerisinde bulundu. "Ailesinde prostat kanseri öyküsü bulunan erkekler başta olmak üzere erken tanı için bu belirtiler görülmeden kontroller yapılmalıdır "dedi. Prof. Dr. Murat Binbay, şu noktalara dikkat çekti:
"Baba, kardeş veya oğulda prostat kanseri öyküsü varsa: 45 yaşından itibaren.
Ailede birden fazla prostat kanseri veya meme/yumurtalık kanseri öyküsü varsa: 40 yaşından itibaren.
İdrar yapmakta zorlanma, idrar akımında zayıflama, gece sık idrara kalkma, idrarda veya menide kan görülmesi, belde geçmeyen ağrı gibi şikayetler varsa yaşa bakılmaksızın üroloji uzmanına başvurulmalıdır. Bu belirtilerin büyük bölümü iyi huylu prostat büyümesinden kaynaklanabilir. Ancak kesin değerlendirme, muayene ve gerekli tetkikler sonrasında yapılabilir. "
Prof. Dr. Murat Binbay, "Erken tanı, prostat kanserinde tedavi seçeneklerinin daha doğru değerlendirilmesini sağlar. Bu nedenle kontrolleri ertelememek, PSA ve görüntüleme yöntemlerini birlikte değerlendirmek ve kişisel risklere uygun takip planı oluşturmak büyük önem taşır" diyerek sözlerini noktaladı.