Tecrübeli arıcıdan bal tavsiyeleri: "Mevzuata uygun her bal, en kaliteli bal değildir"

İstanbul’da uzun yıllar yayıncılık sektöründe çalışan İbrahim Ergül (43), baba mesleği balcılığa döndü. Kovanlarını tırlarla mevsimine göre Erzurum, Muş, Muğla, Samsun gibi illere taşıyan Ergül "Balcılık başka, arıcılık başka. Herkes balcı olabilir ama arıcı olamaz. Arıcılar bu işe ömrünü verir. Bu yüzden her ailenin güvendiği bir arıcısı olmalı" dedi.

"Hayatımız çadırda"
Gezgin arıcılığın zorluklarını anlatan arıcı İbrahim Ergül, "Babam bu işe 1978 yılında başlamış. Ben beş sene sonra doğmuşum. 48 yıllık arıcı. Bu işe bir ömür vermiş. Ben de uzun yıllar yayıncılık sektöründe beyaz yakalı olarak çalıştım. Üç sene önce baba mesleğine döndüm. Kendi Kovanım ismiyle markamı kurdum. Onun tecrübelerinden faydalanıyorum. 300 kovanım var. Yıl içinde Anadolu’nun muhtelif illerini geziyoruz. Biz seherle kalkar havaya bakarız, çünkü ısı, nem ve rüzgâr arıların çalışmasını etkiler. Kışın Ege’ye, Akdeniz’e iner, yazın Doğu yaylalarına çıkarız. Hayatımız çadırda geçer, ayılarla köşe kapmaca oynarız" diye konuştu.
Ergül, kovanların kışı Milas ya da Antalya’da geçirdiğini, nisanda Muş veya Bafra’ya, haziranda Erzurum’a taşındığını, eylülde de çam balı için Milas’a dönüldüğünü anlattı.

"Gerçek bal kokar"
Açıklamalarına devam eden Ergül, "Babam 76 yaşında, akranları ile oturup ittifak ettikleri bir söz var. Gerçek bal kutuyu açtığında mis gibi kokar, diyelim önce kekik sonra başka bir bitki kokusu basar. Kestane balı diyorsun ama arı bu, akasyaya da uçar, ıhlamura da. Farklı çiçeklerden toplanan bal kıymetlidir. Geven, kanola, korunga, yonca hepsini katıp karacak. Kekiğin kokusunu, kengelin rengini alacak. Türkiye’de en iyi bal Hakkari Yüksekova’dan çıkar, çünkü o havalide bütün çiçekler aynı anda açar. Dünya çam balının yüzde 92’si bizde. Marmaris bir numaraydı ormanlar yandı cascavlak kaldı. Arı bereketli bir hayvan, sokmasına rağmen severiz. Bir çay kaşığı bal için 12 arı ömrünü verir. Yani balcılık her bakımdan emek ve özen isteyen bir iş" diye konuştu.

"Belgesi olmayan satamaz"
Türkiye’de belgesi olmayan arıcıların doğrudan balı paketleyip satamadığını belirten Ergül, gıda işletmesi kaydı, hijyen ve etiketleme şartlarının gezgin arıcıları zorladığını belirtti. Yaylada bu şartları taşıyan bina bulunamadığı için balın kilometrelerce uzaktaki tesislere taşındığını kaydeden Ergül, "Bu sürede bal sertleşiyor, çoğu çıtalarda kalıyor. Bu yüzden ısıya maruz bırakılıyor, bu da kaliteyi düşürüyor" dedi.


"Bala bir bakışta kimse sahte diyemez"
Halk arasındaki yöntemlere de değinen İbrahim Ergül, "Donan bala şüpheyle bakarlar, hâlbuki her bal donar, bazısı daha geç donar. Bal kristalleşerek kendini korur. Bal alırken yalnızca markasına, rengine, kokusuna, tadına, kıvamına bakmayın. Çünkü sahte ballara aroma eklenerek hakiki balın tadı, kokusu taklit edilebilir. Bala bir bakışta kimse sahte ya da gerçek diyemez. Hatta arı görmemiş ballar da renk kıvam mükemmeldir, esans katar daha da güzel kokuturlar. Halk arasında yaygın olan ’Suda dağılırsa, ateşte yanarsa sahtedir’ sözü de ilmi değil. Balın kalitesi ancak analizle ortaya çıkar" dedi.