Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fatih Kacır, Sakarya’nın Sapanca ilçesinde bir otelde düzenlenen Uluslararası Ekonomi Zirvesi’nde konuştu. Bakan Kacır, "Pandemi dönemiyle birlikte dünyanın bütün ülkelerinde korumacılık trend haline geldi. Fakat pandemi geride kalsa da korumacılık terk edilmedi ve bütün dünya daha fazla yerinde üretim daha fazla gümrük engeliyle ithalatın kısıtlaması yollarını tartışıyor. Bölgesel olarak baktığımızda Asya’nın küresel ticaretteki payının artmakta olduğunu, Avrupa ve Kuzey Amerika’nın küresel ticaretteki payının ciddi şekilde azalmakta olduğunu da hatırlayabiliriz. Bütün bu hikayenin özeti aslında küresel ekonominin kuzeyden güneye ama daha fazla batıdan doğuya kaymakta olduğunu gösteriyor. Türkiye’yi biz bu yeni denklemde, bulunduğumuz konumunda getirdiği avantajları dikkate alarak küresel ticaretin merkez ülkelerinden biri olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde gelecek 25 yılda dünya ekonomisinde hangi bölgeler daha fazla pay sahibi olacak diye baktığımızda Türkiye’mizin önünde gerek ticaret ve enerji bağlantıları gerek sahip olduğumuz üretim ve teknoloji kabiliyetleri ile yeni fırsat pencerelerinin açılmakta olduğunu değerlendiriyoruz. Bu fırsatları değerlendirmenin de en önemli şartı Türkiye’nin kritik teknolojileri kendi imkanlarıyla geliştirebilen, üretebilen, rekabetçi şekilde dünyaya ihraç edebilen, sunabilen bir ülke olma yolculuğu, yani milli teknoloji hamlesi olduğunu değerlendiriyoruz" dedi.
"Türkiye teknolojik ürünleri kendi imkanlarıyla geliştiren ve üreten bir ülke olmayı başardı"
Bakan Kacır, "Türkiye gerçekten son 25 yıllık dönemde kurulmuş alt yapılar, yetişen insan kaynağı sayesinde üretim kabiliyetlerinin araştırma, geliştirme ve inovasyonla taçlandırmayı ve daha ileri teknolojik ürünleri kendi imkanlarıyla geliştiren ve üreten bir ülke olmayı başardı. Bu sayede küresel ticaretteki payımızı yüzde 0,55’lerden 1,07’ye yani iki misline, küresel üretim katma değerindeki payımızı yüzde 0,69’dan 1,38’e çıkarmayı başardık. Türkiye 2002 yılında 41 milyar dolar imalat sanayi katma değeri üretebilmişti. Geçtiğimiz yıl Türk sanayisi 246 milyar dolar değer üretti. Denebilir 23 yıl geçti, dünya çok değişti ama dünyanın hızıyla gitmiş olsaydık biz ancak 123 milyar dolar katma değeri üretmiş olacaktık. Ortaya koyduğumuz daha ileri performans sayesinde bunu tam iki misli, 246 milyar dolar imalat sanayimiz katma değer üretmeyi başardı. Bugün Türkiye 41,5 milyar dolar yıllık otomotiv ihracatı olan, 32 milyar dolar kimya ihracatı olan, 29 milyar dolar makine ihracatı olan, yani teknoloji seviyesi ileri düzeyde olan sektörlerde rekabetçi üretim ve ihracat kapasitesine ve kabiliyetine sahip bir ülke. Askeri insansız hava aracı pazarının küresel düzeyde üçte ikisi elinde. Güneş paneli üretiminde, beyaz eşya üretiminde, ticari araç üretiminde Avrupa’nın en büyük üretim ülkesi Türkiye. 2002 ile kıyasladığımızda ana sanayimizin bütün sektörlerinde üretimi birkaç misli büyüttüğümüzü ifade edebiliriz. 2002 yılında yaklaşık 7 milyon beyaz eşya üretiliyorken, geçtiğimiz yıl Türkiye’de 29 milyon beyaz eşya üretildi. Türkiye beyaz eşya üretiminde Avrupa’da bir numaralı, dünyada ikinci sıradaki üretici ülke. Türkiye, 2002’de ancak 350 bin üretmişken, geçtiğimiz yıl bir buçuk araç ürettik. Türkiye, Avrupa’nın ve dünyanın en önemli otomotiv üretim merkezlerinden biri haline geldi" diye konuştu.
"Pek çok başlıkta Avrupa’da ilk beş büyük üretici arasındayız"
Bakan Kacır, "Pek çok başlıkta Avrupa’da ilk beş büyük üretici arasındayız. Tarım makinelerinde Avrupa’nın dördüncü büyük üreticisiyiz. Plastik mamülde Avrupa’nın ikinci büyük üreticisiyiz. Ağaç ürünlerinde, orman ürünlerinde Avrupa’nın en büyük iki üreticisinden birisiyiz. Yine alüminyum ve düz camda Avrupa’da ilk ikideyiz. Seramik sağlık gereçlerinde, çelikte, çimentoda, otobüs, ticari araç, güneş paneli, beyaz eşyada ifade etmeye çalıştığım gibi Avrupa’nın en büyük üretici ülkesiyiz. Türkiye’de çokça tartışılan tekstil, hazır giyim gibi sektörlerde Avrupa’da en büyük ölçekli üretim yapan ilk iki ülke arasındayız. Önümüzdeki dönemde atacağımız adımlarla bu üretim gücümüzü daha da tahkim etmeyi, ekonomi programımızın unsurlarından biri addediyoruz. Türkiye’nin üretim kabiliyetlerini daha ileri seviyelerine çıkarmayı önemsiyoruz" şeklinde konuştu.
"Türkiye, Çin’den sonra Avrupa ortasına kadar uzanan geniş coğrafi kuşağın rekabet gücü en hızlı yükselen ihracatçı ülkesi oldu"
Bakan Kacır, "Bugün Avrupa’nın en büyük sanayi ülkeleri halen pandemi öncesi üretim düzeylerinin çok gerisinde kalmıştır. Fransa’da üretim düzeyi pandemi öncesinin yüzde 3 daha aşağısında, İtalya’da yüzde 5,4 daha aşağısında, Almanya’da üretim düzeyi 2020 yılı Ocak ayının halen yüzde 11,8 daha gerisindedir. Türkiye’de ise sanayiinin üretim düzeyi 2020 yılı Ocak ayının yüzde 31 daha yukarısındadır. Türkiye kurduğu güçlü sanayi altyapısı sayesinde üretim, teknoloji, Ar-Ge, inovasyon ve ekosistem sayesinde pandemi döneminin ve sonrasının kazanan ülkelerinden olmayı başarmıştır. Bu hikayede gerçekten teknoloji seviyesinde elde ettiğiniz kazanımların büyük bir payı var. Ürün ihracatımızı 36 milyar dolardan 273 buçuk milyar dolara çıkardık. Fakat ihraç ettiğimiz ürünlerdeki yükselişin daha da fazla olduğunu görüyoruz. Biz 2002’de 36 milyar dolar ihracat yaparken, bu ihracatın içinde orta yükseklikte teknolojik ürünlerin payı 10 milyar dolar düzeyindeydi. Geçtiğimiz yıl Türkiye, 112 milyar dolar teknoloji seviyesi yüksek ve orta yüksek düzeyde ürün ihracatı yaptı. Özellikle son yıllarda 2025 yılı ihracatımıza baktığımızda yüksek teknolojinin ürünlerde yüzde 12 buçuk, yüksek teknoloji ürünlerde yüzde 10,6 artış yakalandığımızı görüyoruz. Aslında biraz daha uzun hali değerlendirdiğimizde son beş yıla baktığımızda Türkiye’nin ihracattaki artışının tamamının yüksek ve orta yüksek düzeydeki teknolojik ürünlerden geldiğini ifade edebiliriz. Geçtiğimiz 30 yılı değerlendirdiğinizde Türkiye’nin küresel ihracat pazarlarında nasıl bir kabiliyet kazandığını, diğer ülkelerle mukayeseli olarak görmemiz de mümkün. 30 yıl geriye gittiğimizde Türkiye, hem rekabetçi olarak ihraç ettiği ürün sayısı hem yoğun ihracat yaptığı ülke sayısı hem de ihracat hacmi açısından oldukça vasat bir yerdeydi. 30 yılda bu tablo çok değişti, ürün portföyü çok değişti. Rekabetçi olarak ürün sayısı çok arttı ama bunun da ötesinde sahip olduğunuz coğrafi konumu, doğru lojistik yatırımları, bağlantısalık adımları sayesinde etkin şekilde değerlendirmeyi başardık ve ihracat yaptığımız ülke sayısını 30 yıl öncesinin iki mislinden daha ileri bir seviyeye taşıdık. Türkiye, Çin’den sonra Avrupa ortasına kadar uzanan geniş coğrafi kuşağın rekabet gücü en hızlı yükselen ihracatçı ülkesi oldu" ifadelerini kullandı.
"Türkiye başka hiçbir ülkenin yaklaşmayı dahi başaramadığı bir ihracat kabiliyeti seviyesine erişti"
Bakan Kacır, "Türkiye başka hiçbir ülkenin yaklaşmayı dahi başaramadığı bir ihracat kabiliyeti seviyesine erişti. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde istikrarımızı koruyabilir güçlü şekilde yolumuza devam edebilirsek ki inşallah öyle olacak bu üretim ve ihracat kabiliyeti Türk ekonomisinin yeni başarı hikayeleri yazmasını ana motoru olacak. Bunun arkasında Türkiye’nin kurduğu muazzam araştırma geliştirme altyapısı var. Biz 2002 yılında milli gelirimizin ancak binde 5’ini araştırma geliştirme faaliyetlerimizi ayırabiliyorduk ve Türkiye’deki Ar-Ge faaliyetlerinin toplam büyüklüğü ancak 1.2 milyar dolardı. Şimdi milli gelirimizin yüzde 1 buçuğunu ayırıyoruz. Bu oran Avrupa’da önde gelen sanayi ülkeleri İtalya, İspanya gibi ülkelerle benzer seviyelerdir. Ve araştırma geliştirmeye ayırdığımız kaynak 20 milyar dolara erişti. 1.2 milyar dolar Ar-Ge harcaması yaptığımız dönemde Türk özel sektörü ancak 350 milyon dolar Ar-Ge faaliyeti yürütüyordu, şimdi sadece ASELSAN’ın Ar-Ge faaliyeti 350 milyon doların üzerinde. Bugün Türk özel sektörü her yıl 14 milyar dolara yakın araştırma, geliştirme yatırımı yapıyor. Araştırma ve geliştirmenin özü insan kaynağıdır. O dönemde sadece 29 bin Ar-Ge insan kaynağımız vardı, şimdi 311 bine erişti. Bunun sonuçlarını fikri mülkiyette görüyoruz. Türkiye’de bir yılda yapılan patent başvuru sayısı sadece 414’tü, şimdi 11 binden fazla başvuru yapılıyor. Türkiye’nin bilimsel üretim kapasitesi çokça tartışılır. Yeni üniversiteler kurduk Türkiye’nin dört bir yanında. Bu üniversitelerin performansı ile ilgili eleştiriler olduğunu zaman zaman görüyoruz. Fakat şu gerçekliği hiç kimse inkar edemez; elbette bu üniversiteler zamanla gelişecek. Tıpkı tecrübeli üniversitelerimiz gibi Türkiye’nin bilimsel üretimine yıldan yıla çok daha fazla katkı verecek. Bununla beraber son 23 yılda Türkiye’nin bilimsel kapasitesi de son derece hızlı bir yükseliş kaydetti. 2002 yılında Türkiye’de bir yılda yapılan bilimsel yayın sayısı yaklaşık 9 bindi, geçtiğimiz yıl Türkiye’de 52 bin bilimsel yayın yapıldı" dedi.
.png)






Yorumlar