İlk baskısı geçen Temmuz ayında gerçekleştirilen kitapta, Şerafettin Yılmaz’ın Ankara’nın Şereflikoçhisar ilçesine bağlı Çıkınağıl (bugünkü Evren ilçesi) köyünde başlayan hayat hikâyesinden eğitim yıllarına, avukatlık mesleğine, öğretmenlikten siyasete uzanan yaşamı ayrıntılarıyla anlatılıyor. Kitapta, Yılmaz’ın 12 Eylül askeri darbesinin ardından açılan "MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nda" ana savunmayı üstlenerek kamuoyunda tanınan bir hukukçu hâline geldiği, daha sonra ise iş dünyasında yaptığı çalışmalar ardından Türk kültürüne yönelik vakıf ve sivil toplum çalışmalarına yoğunlaştığı aktarılıyor.
Kitabın "Yola Çıkarken" başlığı altında, "Bu çalışmanın bir övgü kitabı değil, gelecek nesillere ışık tutacak kalıcı bir kaynak olması amacıyla hazırlandığını" belirten Sarıkoç, Şerafettin Yılmaz’ın, bu kitabın, özellikle bir "methiye ve başarı hikâyesi" kitabı olmaması yönündeki hassasiyetini dikkate alarak, farklı görüşlerden isimlerin değerlendirmelerine yer verdiklerini vurguluyor. Kitabın dikkat çeken bölümlerinden birini ise gazeteci Sarıkoç’un Şerafettin Yılmaz ile gerçekleştirdiği kapsamlı söyleşi oluşturuyor. Söyleşide, kendisine yöneltilen soruları açıklıkla cevaplandıran Yılmaz, Türk Milliyetçiliğinin, tarihi süreçte Türk milletinin varlığını koruma ihtiyacından doğduğunu belirterek, Osmanlı Devleti’nin dağılma sürecinden Cumhuriyet’in kuruluşuna uzanan dönemde bu düşüncenin temelinin oluştuğunu ifade ediyor. Yılmaz, röportajda günümüzdeki millî devlet anlayışına yönelik tartışmaları da değerlendirirken, milliyetçi düşüncenin yalnızca tehditleri dile getirmekle yetinmemesi gerektiğinin ve toplumun önüne umut veren hedefler koymasının önemine dikkat çekiyor. Milliyetçi siyaset ile sivil toplum kuruluşları arasında daha güçlü bir iş birliği kurulması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, millî şuur sahibi insanların, düşüncelerini daha etkin şekilde ortaya koymalarının ülkemiz açısından önem taşıdığını ifade ediyor.
Söyleşide, Galip Erdem’in "Türk milliyetçiliğinin en büyük meselesi Türk Milliyetçileridir" sözüne ilişkin yöneltilen soruya da cevap veren Şerafettin Yılmaz, "Aynı fikir ve düşünce dünyasından insanlar arasında, mevcuda kıyasla çok daha sıcak dostluk ilişkilerinin bulunması, gönül bağlarının çok daha güçlü olması, saygı ve güven ortamının bulunması gerektiğini göremeyen Galip Erdem ağabey, bu cümleyi, bir ümidinin ve dileğinin ifadesi olarak sarfetmiştir. Bu saydıklarım (dostluk, saygı, güven gibi) yeterli olmayınca, ihtiyacımız olan müşterek çalışmalar, ortak yapılar oluşamıyor. Bazen, bazı konularda çalışma yapmak, ortak bir fikrî zemin hazırlamak niyetiyle toplantılar düzenlenir. Bazılarına ben de katılırım. Genellikle şunu müşahede ederim; her defasında çok yüksek perdeden bol bol konuşulur, eleştiriler yapılır; ancak, konuşulanları bir sonuca ulaştıracak karar aşamasında, hiç kimse sorumluluk almaya yanaşmaz. Çünkü, bunu yapmak için zaman ayırmak, fedakârlık yapmak, maddi katkıda bulunmak gerekir. Bu olmayınca, konuşulanlar temenniden ileri gidemez. Üstelik, elini taşın altına koyup bir şeyler yapmaya çalışanlara yardımcı olmak bir yana, çoğu defa yapılabilen hizmetlere yönelik olarak, acımasızca eleştiri yöneltirler. Galip ağabey, bunların çok daha fazlasını müşahede etmiş, gönül kırgınlığını kendisine saklamış bir insan olarak, çok anlamlı bir tespit yapmıştır. Bu hükmünü, hepimizin tekrar tekrar düşünmemiz gerektiği kanaatindeyim." dedi.
Röportaj boyunca, çocukluk yıllarından hukuk mücadelesine, 12 Eylül sonrası üstlendiği davalardan Türk Kültürüne Hizmet Vakfı’ndaki çalışmalarına kadar, birçok konuda değerlendirmelerde bulunan Yılmaz, fikir hayatına ilişkin tecrübelerini ve satır aralarında gelecek kuşaklara yönelik tavsiyelerini de okuyucularla paylaşıyor.
Kitapta, Abdullah Kılıç’ın kaleme aldığı "Bir Dava Dervişi Şerafettin Yılmaz Ağabey" başlıklı yazıda ise Anadolu’nun kalbine ekilmiş bir tohuma benzetiliyor. Yazıda, onun özellikle zor dönemlerde gösterdiği fedakârlık, genç hukukçulara örnek kişiliği ve Türk Kültürüne Hizmet Vakfı’ndaki çalışmaları ön plana çıkarılıyor.
Eserde, Taha Akyol, Namık Kemal Zeybek, Tevfik Yamantürk, Cezmi Bayram, Ahmet Malkan, Köksal Anadol, Prof. Dr. Abdurrahman Küçük, Prof. Dr. Ahat Andican, M. Sinan Genim, Musa Serdar Çelebi, Prof. Dr. Süphi Saatçı, Prof. Dr. Fahameddin Başar, Bilge Erdem, Derviş Koyuncu, Murat Denizhan Kakaç, Adnan İslamoğlular, Ali Osman Mola, Dr. Tarık Sülo Cevizci, Cevat Saraç, Şaban Gülbahar ve çok sayıda siyasetçi, akademisyen, hukukçu, gazeteci, iş ve kültür insanının Şerafettin Yılmaz’a ilişkin hatıraları ve değerlendirmeleri yer alıyor. Yazarlar, ortak değerlendirmelerinde Yılmaz’ı; ilkeli duruşu, dava adamı kimliği, hukuk mücadelesi, kültür hayatına katkıları ve güçlü insan ilişkileriyle öne çıkan bir isim olarak anlatıyor.
.png)






Yorumlar